Belgrad’dan çıktıktan sonra çok güzel manzaralar eşliğinde, Sırbistan Bosna Hersek sınırını oluşturan meşhur Drina Nehrini‘de geçerek yaklaşık 360 km’lik bir yol gittikten sonra Karakaj sınır kapısından geçerek Bosna Hersek’e ulaştık.

Saraybosna Irmağı olarak da bilinen Miljacka Nehri (okunuşu: Milyatska) kenarında kurulan Saraybosna, Bosna Hersek’in başkentidir. Çok değil 20 yıl öncesinde ciddi bir savaş yaşayan şehir, bu savaşın izlerini silmiş gibi görünüyor. Buradaki gezimizde ilk durağımız, adından da anlaşılacağı üzere şehrin eski ve tarihi kısmı olan Eski Şehir(Stari Grad) oldu. Saraybosna(Sarajevo)’nın Eski Şehir(Old City) olarak geçen kısmı yürüyerek yaklaşık bir saatte gezilebilir. Burası turistik bir bölge olduğu için kendi para birimleri olan KM’nin yanısıra çoğu yerde Euro da geçmektedir. Yukarıda bahsettiğim Miljacka Nehir’i şehrin içinden geçmekte. Bu gezi esnasında görebileceğiniz başlıca yerler:
Başçarşı(Baščaršija): Avrupa’nın en müstesna çarşısı olarak bilinen meşhur Osmanlı çarşısıdır. Burası şehrin en işlek noktalarından. Türk Çarşısı olarak da biliniyor. Çarşıdaki dükkan sahipleri Türkçe anlıyor ve kendi tatlı aksanları ile “Buyrun, hoşgeldiniz.” diyorlar. Buradaki insanlar Türkleri çok seviyorlar.
Özellikle bu çarşı civarında Gazi Hüsrev Bey Vakfı’na ait bir çok eser bulunuyor.
Çarşı içerisinde Dilek Çeşmesi olarak bilinen bir çeşme var. İki su çıkışı olan bu çeşmenin hangi tarafından su içtiğinizle ilgili bir inanışta var :). Bu inanışa göre; sağ taraftan içenler Bosna’ya yine gelecek, sol tarafındakinden içenler ise Bosna’dan evlenecekmiş. (Not: Ben sağ taraftan içtim :))

Bir süredir yolda olduğumuz için geziye başlar başlamaz bir şeyler yeme ihtiyacı duyduk :). Buraya kadar gelmişken meşhur Boşnak böreğini tatmadan olmaz tabi ki dedik. Merkezde, hemen çarşının girişinde, özelliği börekler ve tepsi yemeklerinin kömür ateşinde pişmesi olan Buregdzinica ASDZ isimli bir yerde peynirli, kıymalı, patatesli , ıspanaklı gibi bir çok çeşidi bulunan meşhur Boşnak böreğini yedik, yanında ayran içtik. İngilizce bilmeyenler ve yurt dışına çıktığında İngilizce konuşmakta zorlananlar için not: burada çalışanlar diğer bir çok restoran ve dükkanlarda olduğu gibi tam konuşamasalar da Türkçe anlıyorlar.
Kurşunlu Medresesi(Kuršumli Madrasa): Gazi Hüsrev Bey Medresesi olarak da bilinen bu tarihi yer, Osmanlı Devleti döneminden beri faaliyetine devam ediyor. Burası, Saraybosna’da bulunan Osmanlı Devleti’ne ait önemli eserlerden biri. En önemli özelliği ise; Medrese’nin kuruluşunda oluşturulan kütüphanede çok fazla sayıda el yazması eserler bulunması.
Gazi Hüsrev Bey Camii: Kanuni Sultan Süleyman’ın akrabası olan Gazi Hüsrev Bey, bu camiyi kendisi inşa ettirmiş. Bu eser Mimar Sinan tarafından yapılmış. Ancak savaş esnasında çok fazla zarar gördüğü için restorasyon çalışmaları neticesi yenilenmiş. Caminin avlusunda Gazi Hüsrev Bey’in türbesi de bulunuyor.
Saat Kulesi(Sahat Kula): Gazi Hüsrev Bey Cami’nin hemen yanında bulunan kulenin en önemli özelliği ise, dünyada ay takvimine göre işleyen tek takvim olması.
Katolik Katedrali(Katedrala Srca Isusova): Ferhadiye Caddesi üzerinde yer alan, diğer adı İsa’nın Yüce Kalbi olan bu katedral, Paris’te bulunan Notre Dame Katedrali’nin esintilerini taşıyor.

Gezi esnasında dikkatinizi çekecek şeylerden biri de yerlerde görebileceğiniz kırmızı renkte sembollerdir. Bunlara Saraybosna Gülleri adını vermişler. Özellikle Saraybosna Katedrali’nin önündeki meydanda ve çeşitli yerlerde görebilirsiniz. Bu semboller Bosna Savaşı sırasında bombaların oluşturduğu kraterlerin savaşın dehşetine ithafen kırmızı reçine ile doldurulması ile yapılmış. İç savaş yıllarında şehrin meydanlarında akan kanların bir temsili olarak, yaşadıkları acıları unutturmamak için yapmışlar.
Eski Ortodoks Kilisesi ve Müzesi (Stara pravoslavna crkva u Sarajevu): Şehirde başka Ortodoks Kiliseleri de bulunmasına rağmen bu kilise en önemli kiliselerden biri. Bu tip yapılara ilginiz varsa bu Kiliseyi gezip, müzesini ziyaret edebilirsiniz. Yine bu cadde üzerinde konumlanan Musevi Sinagogu‘nu görebilirsiniz.
Gezerken sizinde dikkatinizi çekecek bir diğer nokta ise ulaşım konusunda olacaktır. Çünkü kullandıkları tramvayların oldukça eski olduğunu hemen fark edeceksiniz. Yeni olanları ise Türkiye’den gönderilmiş. Konya’dan gelen tramvayları görmek oldukça hoş oldu, adeta kendi ülkemizde hissettirdi. Neden Konya diye merak edenler için not: Konya ve Saraybosna yakın zamanda kardeş şehir oldu.

Latin Köprüsü(Latinska ćuprija): Miljacka Nehri’nin üzerinde yer almaktadır.

Eşi Sophie ile birlikte şehri ziyarete gelen Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand bu köprü üzerinde Gavrilo Princip tarafından suikaste uğramıştır. Tarih kitaplarından da aşina olduğumuz 28 Haziran 1914’te gerçekleşen bu olay, I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
Köprüden sonra Fatih Sultan Mehmet’in şehre girdiği kapıyı görebilir, eğer gezi esnasında su içme ihtiyacınız hasıl olduysa da kapıdan sonra göreceğiniz Osmanlı çeşmesinden su içebilirsiniz:). Latin Köprüsü yakınında bulunan Milli Kütüphane dünyaca ünlüdür ve önemli özelliklerinden birisi ise, Türk mimarisi ile inşa edilmiş olmasıdır.
Fatih Cami: Fatih Sultan Mehmet’e atfen yapılmış.
At Meydanı(At Mejdan) Parkı: Latin Köprüsü’nün karşısındadır. Şimdilerde insanların buluşma noktası haline gelen bu meydan, bir zamanlar köle ticaretinin ve idamların burada yapılması ile ünlüdür.
İnat Evi (Inat Kuca): Bugüne kadar karşılaştığım en ilginç hikayelerden biri olan, bu evin hikayesini anlatmalıyım. 20. yüzyılda Avustralyalılar nehir kenarındaki evleri yıkmak istediklerinde sadece tek bir evin sahibi bunu kabul etmemiş. Evini yıkma konusunda kendisine çok baskı yapıldığında ise evin sahibi olan Benderija isimli kişi, evinin diğer kıyıya aynı şekilde taşınması şartıyla kabul etmiştir. İşte ev sahibinin evinin yıkılmasına izin vermeyip inat etmesi ve direnmesinin istediği sonucu verip evini aynı şekilde karşıya taşıtması neticesi ev “İnat Evi” adını almış. Bu ev, günümüzde restoran olarak kullanılmaktadır. Latin Köprüsü’nün hemen bitiminde yer alan bu evi geziniz esnasında görmenizi tavsiye ederim.
Ferhadiye(Ferhadija) Caddesi: Bir çok mağazanın yer aldığı, Avusturya-Macar mimarisine sahip binaların arasında konumlanan geniş caddedir. Başçarşıyı Sonsuz Ateş‘e bağlar. Burada alışveriş yapabilirsiniz.

Sonsuz Ateş(Vječna Vatra, Eternal Flame) : II. Dünya Savaşı’ndan sonra Saraybosna’nın kurtuluşunun ardından 6 Nisan 1946’te açılmış bir anıttır. II. Dünya Savaşı’nda kaybedilen asker ve sivillerin anısına sonsuza dek yanması için yapılmıştır. Marshalla Tito Caddesi’nin köşesinde bulunan anıt, 2011 yılında bir grubun ateşli saldırısına uğrasa da çok fazla hasar görmeden kurtulmuştur.
Brusa Bezistan(Bursa Bedesteni): Eski şehir bölümünde gezerken görebileceğiniz diğer bir yer ise bu Bedesten’dir. Sadrazam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış olan tarihi ve büyük yapıt İstanbul’daki Kapalı Çarşı’yı andırıyor.

Başçarşı içinde eski Galatasaylı futbolcu Tarik Hodžić ‘e ait bir restoran var. Kendisi de hep restoranda bulunuyor. Futbolla ilgilenenler bilirler: 1983-84 sezonunda Galatasaray formasıyla 16 gol atan Yugoslav futbolcu, Süperlig tarihinde “gol kralı” olan ilk yabancı futbolcu olmuştu. Bu arada kebapçısının adı: Galatasaray 🙂 Galatasaraylılar veya futbola ilgisi olanlar belki uğramak isteyebilir :).

Umut Tüneli: Bosna Savaşı sırasında kuşatma altında olan şehri BM kontrolündeki havaaalanına bağlamak için yapılan yani adı gibi amacı hayat kurtarmak olan ve umutların ışık noktası olan tüneldir. Bu sebeple de Bosna’lılar ve onların tarihi açısından çok önemlidir. Diğer adı Kurtuluş Tüneli olan ve havaalanının altından kazılan bu tünel, iki Müslüman bölgeyi birbirine bağlıyor. 800 metre uzunluğunda ve dört ayda kazılmış. İçine kurulan raylı sistemle savaş esnasında yiyecek, silah, ilaç gibi ihtiyaçlar karşılanmış. Ziyaret etmek isterseniz orada izleyeceğiniz video ile o dönem yaşananlar hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.
Sebil (The Sebilj): Başçarşı da büyük bir meydanda yer alan Osmanlı Devleti zamanından kalan meşhur ahşap çeşme.

Stari Grad’da meşhur Sebil’in olduğu meydanın hemen köşesinde Kaffa Cafe isimli sevimli ferah bir cafe bulunuyor. Burada oturup çay veya kahvenizi yudumlarken meydanı seyretme imkanı da bulabilirsiniz. Çay veya kahve demişken; burası da Saraybosna’daki bir çok cafe gibi Türk çayı diye isimlendirdikleri demleme çay yapıyor. Yurt dışında yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri çay bulamayıp bu yüzden baş ağrısı çeken çay tiryakilerine özellikle duyurulur :).
Moriça Hanı: Başçarşı da yer alıyor. Büyük bir yangın felaketi geçirmiş ve yenilenmiş. Duvarlarında Ömer Hayyam’dan dizeler bulunan bu Han, o kadar büyük ki kervansaray olarak da nitelendiriliyor. Ayrıca diğer dikkat çekici nokta ise Evliya Çelebi yazılarında buradan da bahsetmiş olmasıdır.
Suikast Müzesi: Avusturya Arşidük’ü Franz Ferdinand ve karısı Sophie, suikast sonucu öldürülmüş ve bu suikast I. Dünya Savaşı’nın görünürdeki sebebini oluşturmuştur. Tarihi açıdan çok önemli olan bu olayla ilgili köprü çıkışında bulunan müzeyi vaktiniz kalırsa gezmenizi tavsiye ederim.
Çarşı içinde Caffe Ayna‘da da kaliteli hizmeti uygun fiyata bulabilirsiniz. Burada çalışanlar da Türkçe anlıyorlar. Demleme çayı güzel. Ayrıca Türk kahvesi de var. Ancak siparişiniz geldiğinizde şaşırmamanız için bir bilgi vermeliyim. Buradaki insanlar Türk kahvesini belli ki sevmişler ve hatta mekanlarının menülerine eklemişler ancak nasıl yapılacağını tam öğrenememişler yada onların usulü farklı diyelim :). Şöyle ki; Türk kahvesi sipariş ettiğinizde boşuna az, orta veya şekerli diye belirtmeyin. Çünkü ne derseniz deyin kahveniz geliyor yanında da şeker ve çay kaşığı getiriyorlar :). Bizim gibi şeker miktarına göre kahveyi pişirirken atmıyorlar nescafe gibi sonrasında siz dilediğiniz miktarda şeker atıyorsunuz. Kahvem önüme geldiğinde yaşadığım şoku sizinde yaşamamanız açısından bu ilginç deneyimimi paylaşmak istedim :). Türk kahvesi olarak servis ettiklerinden pek de farkı olmayan Boşnak kahvesini de deneyebilirsiniz. İlaveten, bu mekanda yurt dışında gittiğimiz mekanlarda en çok aradığımız şeylerden biri olan ücretsiz wifi de mevcut 🙂
Bu gezimde şehrin sakin bir bölümünde bulunan kısa süre önce açılmış dört yıldızlı Hotel Exclusive’de kaldım. Havalimanı’na yaklaşık 5 km’lik bir mesafede konumlanmış. Otel temiz ve konforluydu. Yemekleri de güzeldi. Tur firması burayı ayarladığı için ben burada konakladım. Ancak dilerseniz siz http://www.booking.com aracılığı ile şehir merkezinde uygun fiyatlı bir otel bulabilirsiniz. Benim konakladığım oteli incelemek isterseniz web sitesi: http://www.hotel-exclusive.ba
Ertesi gün Mostar şehrine gitmek üzere yola çıktığımızda yol üzerinde Saraybosna’dan 67 km uzaklıkta, Mostar’dan ise 40 km uzaklıktaki Jablanica şehrinde bulunan Zdrava Voda Lokantası‘nda mola verdik. Burası denizden sadece bir saat uzaklıkta olup, Risovac Dağında bulunan kayak merkezine de yakın. Bu harika manzaraya sahip yere gelmeden aşağıda linkini eklediğim Türkçe dil seçeneği de olan sitesinden rezervasyon yapabiliyorsunuz.
http://www.zdravavoda.co.ba/tr/

Lokantanın yemek menüsü geniş olmakla beraber buraya gelmişken yemenizi tavsiye edeceğim yemekler: ızgara çeşitleri, taze alabalık ve Jablanica’nın en meşhur ızgara kuzu çevirmesidir.
Lokantanın balkon kısmına geldiğinizde ise muhteşem bir manzara ile karşılaşacaksınız. Aşağıda göreceğiniz nehir daha önce de bahsetmiş olduğum Neretva Nehri‘dir. Ayrıca balkondan baktığınızda Yıkık Neretva Köprüsü’nü, Kültür Tarih Anıtı’nı ve Neretva Nehrinde Yaralılar için Mücadele isimli müzeyi de görebilirsiniz.

Yapmadan Dönme: Ferhadiye(Ferhadija) Caddesi’nde yürüyüş yapmalısınız. Başçarşı içinde mutlaka keyifle çay veya kahvenizi yudumlayıp dinlenmelisiniz. Tarihte bir dönüm noktasının sembolü olan Latin Köprüsü’nü görmelisiniz. Bir çok çeşidi olan leziz Boşnak böreğini mutlaka yemelisiniz. Ayrıca buraya özgü olan ve Cevapi adını verdikleri köfteyi de tadabilirsiniz. Nehir kenarındaki meşhur İnat Evi’nde de bir şeyler yiyebilir veya içebilirsiniz. Vaktiniz olursa Umut Tüneli’ni de mutlaka görmelisiniz. Sizde buradan Mostar şehrine gidecekseniz, şahane manzarası olan Zdrava Voda’da mutlaka mola vermelisiniz.