
İspanya’nın eski siyasi başkenti, sonrasında ise dini başkenti olan Toledo şehri, Tajo Nehri tarafından çevrelenen bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bir tepenin üstünde kurulu olan şehrin etrafını çevreleyen Nehir sayesinde uzaktan bakıldığında adeta bir ada gibi görünüyor.
1604’lere kadar başkent Toledo olmuş, sonrasında ise Madrid başkent olmuştur. Günümüzde şehrin nüfusu çok fazla değil ama başkent olduğu dönemde nüfusunun oldukça kalabalık olduğu söyleniyor.
Şehrin adının Roma dönemindeki adı “Toletum”dan geldiği düşünülüyor. Aynı zamanda burada yaşayan insanların özellikleri de göz önünde bulundurularak “Tolerans” kelimesinden de geldiği de söyleniyor.

Tajo veya Tejo Nehri (okunuşu: Taho) olarak da geçen Nehir; İspanya’nın kuzeyinde Guadarrama Nehri’nden doğan ve Portekiz’de Lizbon’dan Atlas Okyanusu’na dökülen İber Yarımadası’nın en uzun nehridir.


Toledo, Dünya’nın en büyük Ortaçağ şehirlerinden olduğu için Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edilmiş . Ortaçağ şehri dokusunu günümüze kadar neredeyse olduğu gibi koruyabildiğinden ötürü tarihi ve turistik anlamda İspanya’nın en önemli şehirlerinden biridir. Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes Saavedra bu şehirde doğduğundan “Don Kişot’un toprakları” olarak da bilinir.
Biz tur otobüsü ile Madrid’den bir saatte geldik. Sizde araç kiraladığınız takdirde bu sürede ulaşabilirsiniz. Ancak en kolay ve kısa süreli ulaşım isterseniz tren tercih etmelisiniz. Madrid Ana Tren Garı’ndan kalkan trenlerle Toledo’ya yarım saatte ulaşım sağlanabiliyor. Bilet ücreti 10 Euro.
Toledo eski ve yeni olarak iki bölüme ayrılmıştır. Yeni Toledo; Tajo Nehri’nin dışında, ovada yer almaktadır. Tarihi ve turistik açıdan gezilecek yerlerin hepsi Eski Toledo’da bulunmaktadır.
Eskiden şehre giriş için beş kapı varmış. Bunlar;
- Bisagra Kapıları (Puerta Bisagra): Biri yeni biri eski olarak geçen kapıların ikisi de ana giriş kapısıdır.
–>Eski Bisagra Kapısı / Alfonso VI Kapısı (Puerta de Bisagra Antigua): Alfonso VI’nın şehre girerken kullandığı kapı olması sebebiyle bu adla da bilinen ve İslami mimari izleri taşıyan Kapı, 10. yüzyılda Toledo Sultanlığı döneminde şehre giriş kapısı olarak yapılmış.
–>Yeni Bisagra Kapısı (Puerta de Bisagra Nueva): Üzerinde İspanya Kralı V. Carlos’un armasının bulunduğu ve Toledo’nun en bilinen eski giriş kapısıdır.
- Alcantara Köprüsü (Puente de Alcantara): Adı Arapça “köprü” anlamına gelen “al-kantara” kelimesinden geliyor. Şehrin en eski köprüsü olan bu kemerli köprü, Tajo Nehri üzerine Romalılar döneminde inşa edilmiş. Müslümanlara ait bir eser olan Köprü, Toledo’nun Doğu Giriş Kapısıdır.

Puente de San Martin
- San Martin Köprüsü (Puente de San Martin): 14. yüzyılda Tajo Nehri üzerine inşa edilmiş Köprü, şehrin Batı Giriş Kapısıdır. San Martin Köprüsü’nden şehrin eski kısmına girip Alcántara Köprüsü’nden çıktığınızda şehri gezmiş oluyorsunuz.
- Puerta del Sol: Güneş kapısı anlamına gelen ve “Eski Toledo” bölümüne giriş yapılan Kapıdır. Kapının Müslüman dönemdeki adı “Medina /Mardum Kapısı” imiş. Varlıklı Müslümanlar bu bölgede yaşıyormuş.
Toledo oldukça yüksek bir bölgede konumlandığından, şehre giriş yapmak için yokuşlar tırmanmak yerine yürüyen merdivenler yapılmış. Görünce önce çok şaşırdım sonra çok takdir ettim. Bu fikir kimin aklına geldiyse yaşça ileri olan veya sağlık problemleri nedeniyle yokuş veya merdiven çıkamayacak insanlar için güzel bir hizmet sağlamış. Zira merdiven çıkıp yokuş tırmanabilecek durumda kişiler için de faydalı bir hizmet. Yürüyen merdiven olmasa, şehre ulaşmak oldukça yorucu olacağından gezerken şehrin tüm güzelliklerinin yakalanabileceğini sanmıyorum.
Zocodover Meydanı (Plaza de Zocodover): Yürüyen merdivenlerden çıktığınızda karşınıza çıkan bu Meydan’da bir çok cafe ve dükkan bulunuyor. Engebeli arazi yapısı nedeniyle çoğu yokuş olan dar tarihi sokakların neredeyse hepsi Meydan’a açılıyor.



Toledo Sokakları: Zocodover Meydanı’ndan Katedral’e doğru yürürken geniş, iki taraflı hediyelik eşya dükkanlarının bulunduğu bir alışveriş sokağı var. Bu sokak ve diğer bir çok sokakta soldaki fotoğrafta olduğu gibi güneş ışınları ile parlayan Katedral’i görebilirsiniz. Alışveriş sokağından yürürken ara sokaklara girdiğinizde çok tatlı küçük sokaklar ve cafeler var. Dar ve tarihi sokaklarda yürüyüş ve burayı keşfetmek çok keyifliydi. Gezmekten yorulduysanız kahve molası vermenizi tavsiye ederim. Ben sevimli bir sokakta bulunan, küçük bir cafe “La Boveda” yı tercih ettim.

Toledo deyince akla gelen en meşhur ürünler; “Şam İşi” anlamına gelen “Damasquinados”(okside olmuş çelik) yani çelik ile yapılan her şey, el yapımı altın veya gümüş işlemeli tabaklar, takılar, İngilizcesi “marzipan” olan İspanyolca “mazapan” badem ezmeli tatlıdır.



Başkent Madrid’e taşındıktan sonra şehir eski canlılığını yitirmiş. Dönemin Kralı da Toledo’ya canlılık kazandırmak için kılıç fabrikası yaptırmış. Bu sebeple Toledo şövalyeler şehri olarak da bilinir. Fabrika günümüzde hala aktif olarak kılıç üretiyor. Hatta burada üretilen kılıçlar “Yüzüklerin Efendisi” gibi birçok meşhur filmde kullanılıyor. İlginiz varsa kendinize hatıra olarak veya hediye olarak kılıç alabilirsiniz. Kılıç alırken dikkat etmeniz gereken; Çin malı olmaması ve üzerinde “Toledo” yazmasıdır. Kılıç almak için özel yerler gösterenlere ve mutlaka Kılıç Fabrikasına gidin diyenlere aldanmayın. Ara sokaklarda da orijinal ve çok güzel ürünleri çok daha ucuza alma imkanınız oluyor.

“Mazapan” isimli, Toledo’ya özgü badem ezmeli bu enfes tatlıya badem sevmeyen ben bile bayıldım; mutlaka denemelisiniz. Mazapan fiyatları biraz pahalı da olsa (kutuda 6 adet var, fiyat 8 Euro) tek olarak alıp tadına bakabiliyorsunuz. Bence hem denemeli hemde şirin paketlerle paketlenmiş bu güzel tatlıyı sevimli bir hediye olarak almalısınız. 🙂
M.Ö. 590 yılında Yahudiler tarafından kurulan ve tarih boyunca birçok din ve kültürü bir arada ve barış içinde barındıran adeta bir kültür başkenti olan Toledo’da hem Müslüman hem Hristiyan hem de Musevilere ait önemli tarihi yapılar bulunuyor.


Toledo Katedrali (Catedral de Santa María de Toledo/Catedral Primada): Gotik mimarinin baş yapıtlarından olan Katedral, Belediye Meydanı’nda (Plaza del Ayuntamiento) yer alıyor. Dünya’nın en büyük dördüncü Katedrali ünvanına sahip, 500 yılda tamamlanan, İspanya’nın manevi anlamda en büyük öneme sahip katedralidir. Dünya’nın en büyük katedrali Vatikan’da bulunan San Pedro Katedrali olmasına rağmen Toledo’daki Katedral resim, heykel, mermer işçiliği gibi sanatsal açılardan daha güzeldir. Katedral’in dış kısmı oldukça sade görünüyor ama iç kısmı oya gibi işlenmiş. Bu sebeplerle Toledo İspanya’nın dini başkenti olarak geçmektedir. Katedralin içinde Toledo’da yaşamış ünlü ressam El Greco ve dönemin ünlü ressamların yapıtlarının orijinalleri sergileniyor .

Katedral Pazartesi-Cumartesi günleri 10:30-16:00 arası, Pazar günü ise 14:00-16:30 arasında ziyarete açık. Giriş ücreti 9 Euro. Ancak hem turistler çok kalabalık gruplarla geldiği için hem de tek gişeden satış çok yavaş olduğu için ciddi bilet kuyrukları oluyor. Beklememek adına, gelmeden önce linkteki internet sitesinden biletinizi almanızı öneririm: http://www.catedralprimada.es
Katedralden çıktıktan sonra ara sokakları gezerken giriş ücretleri 1-2 Euro arasında değişen eski kiliseler göreceksiniz.

Belediye Binası (Ayuntamiento): Katedralin karşısında, Başpiskoposluk Sarayı’nın yanındaki heybetli bina, 17. yüzyılda El Greco’nun oğlu mimar Juan tarafından yapılmıştır.
Rojas Tiyatrosu (Teatro de Rojas): Toledo Katedrali’ne yaklaşık üç dakika yürüyüş mesafesinde konumlanan Plaza Mayor’da(Büyük Meydan) bulunan tiyatro, halen aktif olarak kullanılıyor. Toledo’yu ziyaret edeceğiniz tarihlerde etkinlik olup olmadığını İngilizce versiyonu da olan linkini vereceğim internet sitesinden kontrol edebilirsiniz: http://www.teatroderojas.es/en

Santo Tome Kilisesi: Conde IV Meydanı’nda bulunan Kilise’ye Katedral’den yukarı doğru yaklaşık beş dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. 14. yüzyılda bir camiden kiliseye dönüştürülen bu Kilise’nin özelliği ise içinde ünlü ressam El Greco’nun “Orgaz Kontu’nun Cenaze Töreni” isimli eserinin bulunmasıdır.
Santa Maria La Blanca Sinagogu(Santa Maria La Blanca Synagogue): Sinagog olarak inşa edilen, sonrasında kiliseye dönüştürülen yapı; kışla, sığınak gibi başka amaçlarla da kullanılmış. Yapıya bakıldığında ilginç bir şekilde İslam mimarisi etkileri gözlemlenebiliyor. Buradan da Toledo’da farklı kültürlerin ne kadar iç içe geçmiş olduğunu görebiliyoruz.
Kralların Aziz Jean Manastırı (Monesterio San Juan De Los Reyes): San Martin Köprüsü’ne inen yolun üzerinde göreceğiniz Manastır, gotik mimari örneklerindendir. Granada ele geçirilmeden önce Kilise olarak kullanılan bu yapı, Granada ele geçirildikten sonra Manastır olarak kullanılmaya başlanmış. Granada ele geçirildiğinde esir tutulan Hristiyanların üzerinden çıkarılan kelepçe ve zincirler Hristiyanların özgürlüğünü simgelemesi amacıyla Manastırın dış cephesine asılmış.
Bab El Mardum Cami (Mezquita Cristo de la Luz): Puerta del Sol kapısından girince görülen, günümüzde müze olarak kullanılan Cami’nin Besmele ile başlayan kitabesinde özetle; Ahmed Bin Hadidi’nin parası ve Musa Bin Ali’nin yönetiminde, Allah’ın yardımı ile 999 yılında tamamlandığı yazmaktadır. İspanya’daki en eski Müslüman yapılardan olan binanın temellerinde Roma dönemine ait kalıntılar bulunmuş olması ve sütunların vizigotik tarzda olması sebepleriyle burada önceden bir Vizigot Kilisesi bulunduğu düşünülüyor. Hristiyanlar Toledo’yu ele geçirdiklerinde bir ışık huzmesinin gösterdiği yerde yüzyıllar boyunca saklanmış bir İsa figürünü buldukları iddia ediliyor. Cami’nin “Işığın İsası” anlamına gelen “Cristo de la Luz” adıyla da anılması bu hikayeden geliyor.
El Greconun Evi: Asıl adı Doménikos Theotokópoulos olan maniyerist ressam El Greco’nun bir dönem yaşadığı ev, günümüzde müze olarak gezilebiliyor. Özellikle resme ilgisi olanlar gezmek isteyebilir.

Toledo Alcazarı (Alcazar de Toledo): Toledo’nun en yüksek noktasında, tepenin üzerinde yer alan bu heybetli yapı; eskiden hapishane, halı imalathanesi ve kışla olarak kullanılmış olup, günümüzde Askeri Müze olarak kullanılmaktadır. Rönesans tarzı inşa edilen dış cephesiyle dikkat çeken Alcazar, Disneyland şatosuna da mimari olarak ilham vermiş.
Aşıklar Tepesi: Şehrin en yüksek noktasında bulunan tepedir. Tepeye çıkıp bu güzel, tarihi Ortaçağ şehrini ve Tajo Nehri’ni seyretmek oldukça keyifli.

Günü birlik gezi için ideal olan bu tarihi şehirde konaklamadan Sevilla’ya devam ettik. Bu sebeple konaklama tavsiyesinde bulunamayacağım.
Yapmadan dönme: İspanya’ya gittiyseniz Toledo’yu mutlaka görmelisiniz. Dünya’nın en büyük dördüncü Katedrali ünvanına sahip Toledo Katedrali’nin içini gezmenizi tavsiye ederim. Toledo’nun eski mahalle ve tarihi dar sokaklarında keşifle dolu bir yürüyüş yapmalısınız. Buraya özgü nefis “mazapan”ı mutlaka tatmalısınız. İlginiz varsa kendinize veya hediye olarak, kılıç veya çelikten yapılmış herhangi bir eşya alabilirsiniz. Aşıklar Tepesi’nden şehrin enfes manzarasını seyredip bol bol fotoğraf çekmelisiniz.
