Toledo-Sevilla arasındaki yolda ilerlediğimiz esnada, fotoğraftaki gibi bir çok boğa sürüsü gördük.

Endülüs Bölgesi’nde yer alan şehirler; Granada, Cordoba, Almeria, Malaga ve Sevilla’dır. İspanya yazımda da bahsettiğim üzere, İspanya yaz aylarında cidden çok sıcak oluyor. Özellikle de İspanya’nın güneyinde konumlanan Endülüs Bölgesinde sıcaklıklar genelde 50 derecenin üzerinde seyrediyor. Diğer bütün aylarda ve neresi olursa olsun kontrol etmelisiniz ancak İspanya’ya yaz aylarında gitmeyi düşünenler seyahat tarihine karar vermeden önce mutlaka hava durumunu kontrol etmeli. Ben sonbaharda gittim ve hava Türkiye’nin yazı gibiydi. Bu yüzden gezmek oldukça keyifliydi. Bu yazımda size Endülüs Bölgesi’nin başkenti olarak bilinen ve iki gece konakladığım ünlü Sevilla şehri ile ilgili bilgi vereceğim.

Endülüs Bölgesi’nin merkezi olarak bilinen yine bu bölgenin en büyük şehri olan Sevilla, İspanya’nın dördüncü büyük şehridir. Guadalquivir Nehri tarafından ikiye bölünmüş ve her noktası ile etkileyici şahane bir şehir.


Guadalquivir Nehri; İspanya’nın üçüncü, Endülüs Özerk Bölgesi’nin ise en uzun nehridir. Ayrıca İspanya’daki ulaşıma elverişli tek uzun nehir olma özelliğine sahiptir. Bu Nehir boyunca birbirinden güzel bir çok köprü bulunuyor.
17 otonom bölgeden oluşan İspanya’da devlet dairelerine İspanya bayrağı ve Avrupa Birliği bayrağının yanı sıra her bölgenin kendi bayrağı da olduğundan bir de bölge bayrağı asılır. Sevilla Endülüs Bölgesinde yer aldığından bu şehirde, devlet dairelerinin önünde asılı olan yeşil-beyaz Endülüs bayrağını göreceksiniz.

Sevilla tarihinden ötürü karma bir kimliğe sahip; hem Müslüman, hem Hristiyan hem de Musevi dinleri ile ilgili eserler ve bu kültürlerin bir arada iz bıraktığı bir yelpaze gibi diyebilirim.
Ayrıca bu şehirde su sporları çok gelişmiştir. Yılın belli zamanlarında kano yada yüzme yarışları gibi yarışmalar düzenlenmektedir.
Sevilla demişken Velázquez’den bahsetmemek olmaz. 16. yüzyılın en önemli ressamlarından olan Diego Velázquez Sevilla’da yetişmiştir. Kral IV. Felipe’nin sarayında baş ressam olarak çalışmıştır. Velázquez’in en önemli özelliği; gördüğü şeyi adeta fotoğraf makinesi gibi, idealize etmeden, tablolarına aktarmasıdır. Velázquez’in 200 e yakın eseri Madrid yazımda bahsettiğim Prado Müzesinde sergilenmektedir.


Costurero de la Reina: İsmi “Kraliçe’nin Dikiş Kutusu” anlamına gelen altıgen yapı, 19. yüzyılda Fas tarzında yapılmıştır.
Günümüzde giriş kısmında Turist Bilgi Bürosu (Tourism Information) bulunmaktadır. Gezmeye başlamadan önce şehir haritanızı buradan temin edebilirsiniz.


Monumento a Juan Sebastián Elcano (Juan Sebastián Elcano Anıtı): Macellan seferine katılan gemilerden birini kumanda eden ve Dünya turunu yapan ilk Avrupalı denizci ünvanına sahip İspanyol kaşif ve denizcinin adı ile anılan anıt; dünyanın yuvarlak olduğuna dair ilk geziyi sembolize etmektedir.
Palacio de San Telmo (San Telmo Sarayı): Zamanında Denizciler Yüksek Okulu gibi birçok amaçla kullanılmış barok tarzı tarihi yapı, günümüzde Endülüs Özerk Hükümeti’nin Başkanlığı’dır.


Paseo De Las Palmeras (Palmiye Bulvarı): Şehrin yeni kısmında bulunan ve adının hakkını verip palmiyelerle süslü olan Bulvar üzerinde sağlı sollu “Pabeyyon”lar göreceksiniz. Öncelikle “Pabeyyon”un ne olduğunu anlatarak başlamak daha doğru olacak sanırım 🙂 .
Sevilla’da 1929 yılında gerçekleşen İber-Amerikan Exposu için bir çok değişik yapı inşa edilmiş. Neredeyse her ülkenin Pabeyyon’u yapılmış. Kelimenin telaffuzu zor olduğu için bu yapılara Türkiye’de kısaca “pavyon” deniyor.

Pabellon de Brasil (Brezilya Pabeyyonu): Expo için yapılan bu bina, günümüzde Sevilla Üniversitesi Kampüsü olarak kullanılıyor.
Pabeyyon’lar arasında en ihtişamlı ve etkileyici yapı İspanyol Meydanı olarak geçen İspanyol Pabeyyonu.



Plaza de Espana (İspanyol Meydanı): 1929 Expo Fuarı için inşa edilen bu etkileyici yapı, şehrin en önemli yapılarından biridir. II. Fernando ve eşi Isabella, Müslümanlar için büyük öneme sahip El Hamra Sarayı’nı ele geçirip, İspanya’da Müslüman egemenliğine son verdiklerinden İspanya için önemli şahsiyetlerdir.
Bu sebeple olsa gerek; İspanyol Meydanı’nda bulunan iki kule II. Fernando ve eşi Isabella’yı temsil ediyor.


Dört köprü ise dört büyük Krallığı temsil ediyor.


Dilerseniz Meydan’ın içinde kano ile gezi imkanı da mevcut.

Devasa bir yarım daire şeklinde olan Meydan’ın iç kısmında İspanya’daki tüm şehirler alfabetik sıra ile dizilmiştir. Her şehrin adı yazıyor, şehri betimleyen bir tablo bulunuyor ve altında haritadaki yeri gösteriliyor. Belki dikkatinizi çekecektir; İspanya’da 51 şehir var ancak Meydan’da 50 tanesinin adı yazıyor. Eksik olan Sevilla; çünkü zaten Sevilla’dasınız 🙂 .
İlgisi olanlar için ufak bir dipnot: Zamanında Star Wars filmlerinden birinin bir sahnesi de burada çekilmiş 🙂 .
Şehri bir de tam ortadan ikiye kesen Guadalquivir Nehri’nden görmek isterim derseniz; İspanyol Meydanı’na oldukça yakın bir noktadan kalkan tekne turu yapabilirsiniz. Tekne turu ücretleri yiyecek, içecek dahil 20 Euro.
Şehir gezisi için bir diğer değişik alternatif; 20 dakikası 40 Euro olan fayton turları da düzenleniyor.


Parque de María Luisa (Maria Luisa Parkı): Geçmişte Saray’a ait olan günümüzde ise Sevilla’nın en önemli yeşil alanlarından olan Park, Palmiye Bulvarı üzerinde yer alıyor. Bankların dahi seramikten yapılmış olduğu Maria Luisa Parkı, Arap kültürü etkisini yansıtıyor. Havuzları ve bahçeleri ile oldukça iç açıcı olan Park’ta dolaşmanızı ve dinlenmenizi tavsiye ederim. Dilerseniz Parkı faytonla gezme imkanı da mevcut. Girişte bulunan Bilindo Cafe yorgunluk kahvesi içmek için tercih edilebilir.

Plaza de America (Amerika Meydanı): Maria Luisa Parkı’nın meydanıdır.

Torro del Oro(Altın Kule): Nehir kıyısından devam ederken göreceğiniz bu yapı, Colomb’un yola çıktığı ve Cervantes’in de bir dönem hapsedildiği yerdir. Adının Altın Kule olmasının sebebi yapımında kullanılan samanların güneş vurduğunda altın gibi parlamasıymış. Sevilla’nın meşhur yapılarından olan Kule, günümüzde Denizcilik Müzesi olarak kullanılıyor.
Arkeoloji Müzesi: 1929 Expo’su için inşa edilen Müze, Isabel tarzı yapılmıştır. İçerisinde değerli sergiler ve koleksiyonlar bulunuyor. Giriş ücreti 1.5 Euro.
Paula Rahibeler Manastırı: 1475 yılında yapılan Manastır, günümüzde de rahibelere ev sahipliği yapmaktadır. Manastırda dini resimler ve eserlerin sergilendiği iki galeri bulunuyor.
XIII. Alfonso Oteli: Eskiden saray olan bu yapı, günümüzde otel olarak kullanılıyor.


Benito Villamarin Stadyumu: Palmiye Bulvarı’ndan yola devam ederken Real Betis takımının stadını da göreceksiniz.

Plaza de Toros de la Real Maestranza de Caballería de Sevilla(Boğa Güreşi Meydanı ve Stadyumu): II. Isabel Köprüsü yakınında, Kolomb Bulvarı üzerinde yer almaktadır. İspanya’nın ikinci en eski arenası olma özelliğine sahip olan yapı, boğa güreşi festivallerine ev sahipliği yapıyor. Boğa güreşi seyretmek isterseniz Maestanza’nın girişindeki katologlardan size uygun gün ve saati seçerek program yapabilirsiniz. Ücreti 20 Euro.
Metropol Parasol: Tamamen ahşaptan inşa edilen bu modern yapıya çıkıp Sevilla’yı kuş bakışı seyredebilirsiniz. Ücreti 11 Euro.
Alameda de Hércules (Herkül Meydanı): 16. yüzyılda yapılan meşhur Meydan, Avrupa’nın en büyük meydanıdır.
Ayrıca şehrin yeni kısmında Gustave Eiffel tarafından, Eyfel Kulesi’nden önce tasarlanıp yapılmış Balık Hali ve Köprü bulunuyor.

Santa Cruz Mahallesi’ni de içeren, eski kısma gelecek olursak; şehrin hem tarihi hem de en hareketli kısmı diyebilirim. Madrid’de olduğu gibi burada da Mercade (Pazar) bulunuyor. Yapılar birbirine yakın olduğundan yürüyerek gezmek en keyiflisi olacaktır.
Jardines de Murillo (Murillo Bahçeleri): Santa Cruza Mahallesi’ne giderken geçeceğiniz; yandaki fotoğraftaki gibi yıllanmış ağaçların bulunduğu, yeşillikler içinde huzurlu bir yer.

Kristof Kolomb Anıtı: Asıl adı Cristovao Colombo olan kaşif; -farkında olmadan da olsa- Amerika Kıtası’na ilk ayak basan kişidir. Ünlü kaşifin adı ile anılan Anıt ise Santa Cruz Mahallesi’nin giriş kısmındaki meydanda konumlanıyor. Anıtta; Roma aslanı, Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği gemi, geminin arka ve ön yüzünde ise ona yardım eden ve amiral ünvanını veren Isabella ve Fernando isimleri yazıyor.


Santa Cruz Mahallesi: Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan, Musevi Mahallesi olarak da geçen bu bölge Sevilla’nın en keyifli yerlerinden.

Dar sokakları ile meşhur bu bölgede bir de şehir efsanesi var: “öpücük” anlamına gelen “Besa” isimli sokak o kadar dar ki sevgililer karşılıklı ve dipdibe balkonlardan aşklarını yaşıyorlarmış.





Bölge’ye sempatiklik katan bu dar sokakların yapılma amacı; yazın çok sıcak olduğundan güneşi kesmek, olabildiğince gölgede ve serin kalmak.

Dar sokaklarda yürüyüş yaparken evlerin botanik bahçesi gibi serin ve huzurlu dizayn edilmiş bahçelerine bakmalısınız. Bu güzel evlerin bazıları restoran olarak kullanılıyor. Mesela aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Plaza De D’elvira isimli Meydan’a açılan “Restaurantes La Cueva El Rincon de Figaro”ya bayıldım.



Dar sokaklardan devam edip seramik banklar ve yeşillikler olan bir Meydan’a çıktığınızda karşılaşacağınız, yan tarafta fotoğrafını gördüğünüz bu sevimli restorana da bayıldım.


Akşam yemeği için tercih ettiğim restoranın hem karışık balık tabağı hem de Sangriası lezzetliydi.
Sevilla’dan alabileceğiniz başlıca hatıra veya hediyelik eşyalar; şal, castanet(Flamenko’da kullanılan zil), Flamenko elbisesi ve özellikle desen desen yelpazeler olabilir. Bu ürünler ve magnet, kar küresi gibi hediyelik eşyaları Santa Cruz Mahallesi’nden oldukça uygun fiyatlara alabilirsiniz.
Bu arada ilginç bir dipnot; Musevi mahallelerinin çoğunun ismi İspanya’da Santa Cruz Mahallesi olarak geçiyormuş.

Don Juan’ın Evi: Santa Cruz Mahallesi’ni gezerken ünlü İspanyol çapkın Don Juan’ın evini de göreceksiniz.



Catedral de Santa Maria de la Sede (Sevilla Katedrali): 16. Yüzyılda inşa edilen görkemli yapı, şehrin en önemli mimari eserlerinden biridir. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Katedral; Avrupa’nın en büyük üçüncü kilisesi ve Dünya’nın en büyük gotik kilisesidir. Katedral’e giriş ücreti; yetişkin 8 Euro, öğrenci 4 Euro.

Kristof Kolomb’un Mezarı: Cenovalı denizci ve kaşif Kolomb’un mezarı, Katedral’in yukarı kısmındadır. Mezarı elinde taşıyan heykellerin başlarının şekli önemlidir; Kolomb’a destek olan soyluların başları dik ve mutlular, destek olmayanların ise başları önde ve utanıyorlar.

Giralda Kulesi: Sevilla Katedrali’nin çan kulesi olan bu yapı, aynı zamanda şehrin en yüksek noktasıdır. Biraz merdiven çıkmanın sonunda şehri kuş bakışı seyretmek isterseniz Katedral’e giriş biletinizi Giralda’yı kapsayacak şekilde aldığınıza emin olmalısınız.
Real Alcázar de Sevilla(Sevilla Alcazarı): Katedral’in yanında konumlanan yapı, şehrin eski kısmının en önemli mimarı eserlerinden biridir. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Alcazar, Dünya’da halen kullanımda olan Kraliyet Saraylarının en eskisidir. Adeta Elhamra Sarayı’nın minyatürü olan bu yapının da oldukça etkileyici bahçeleri var. Hatta Game of Thrones’daki “Water Gardens” burada çekilmiş.
Isla Magica: Şehrin ünlü eğlence parkıdır. Park büyük olduğundan buraya yaklaşık yarım gününüzü ayırmalısınız. Özellikle çocukları ile seyahat eden ailelerin gezi planına burayı da almalarını öneririm. Burası şehir merkezinde yer almadığından ulaşım tur otobüsleri ile sağlanabiliyor. Her tarihte açık olmadığından linkini paylaştığım, İngilizce dil seçeneği de olan sitesinden gideceğiniz tarihte açık olup olmadığını kontrol etmenizi tavsiye ederim: https://www.islamagica.es/?idioma=en


Flamenko: Belli bir kuralı olmayan, Endülüs Halk Müziği eşliğinde yapılan bir çeşit danstır. Dansa özel ayakkabılarla tutulan ritim, castanet (ellerine taktıkları bir çeşit zil) ve gitar eşliğinde ortaya çıkan değişik bir ezgisi vardır. Flamenko dansının birçok çeşidinin olmasının yanı sıra, gösteri olarak seyredebileceğiniz iki çeşidi vardır.

Birincisinde, büyük tiyatro sahnelerinde birçok dans çeşidi tiyatral olarak sergilenir ve fiyat olarak biraz daha yüksektir. İkincisinde ise tiyatro sahnesine kıyasla salaş ve küçük yerlerde tiyatral olmayan gösteri, çoğunlukla şehrin yerlileri tarafından sergilenir ve daha uygun fiyatlıdır.

Gerçek Flamenko da denen bu gösteri görece biraz sert ve keskin figürler içerir. Bir çeşit ağıt olan “Fado”nun duygu yoğunluğunu ve sertlikleri salaş yerlerde daha yoğun hissediliyor.

El Palacio Andaluz: Flamenko dansının doğduğu şehirde Flamenko gecesine gitmemek olmazdı. İkinci gecemizde Sevilla’nın meşhur tiyatro sahnelerinden “El Palacio Andaluz”da büyüleyici bir dans gösterisi seyrettim.


Flamenko dansçısı ünlü Emilio Ramirez “El Duende”nin de dansçılardan biri olduğu daha tiyatral bir performanstı. Sadece flamenko değil flamenkonun biraz yumuşatılmış halini de içeren pek çok çeşidini sırayla sergiliyorlar. Ayrıca şehre özgü “Sevillanas” adı verilen etkileyici dansı da sergilediler. Gösteride sergilenen müthiş dansların videolarını instagram hesabımdan (eatravellaugh) seyredebilirsiniz.

Katıldığımız turun ekstra tur şeklinde düzenlediği bu gecenin ücreti 55 Euro’ydu. Biz tur grubundan ayrılmak istemediğimizden ve kalabalık olduğumuzdan ayrı bir rezervasyon gerektiğinden ekstra tur şeklinde bu fiyata satın aldık. Bir buçuk saatlik gösteri ücretine içeride bir alkollü veya alkolüz içki dahildi. Minik bir dipnot: içecekler kaliteliydi 🙂 .
Ancak siz bireysel olarak internetten araştırıp başka yerlerde ya da burada daha uygun fiyatlı bilet bulabilirsiniz. El Palacio Andaluz’da içecek dahil, yemekli veya tapaslı şeklinde seçeneklerde bulunuyor. İngilizce dil seçeneği de bulunan linkini paylaştığım internet sitesinden inceleyebilir, size uygun bir tanesine online rezervasyon yapabilirsiniz: http://elflamencoensevilla.com/?lang=en
Maria Auxiliadora Caddesi üzerinde konumlanan tiyatroya 15 numaralı otobüsü kullanarak ulaşım sağlayabilirsiniz.

En çılgın festivaller güneyde düzenleniyor. Bu şehirde düzenlenen ilginç bir festivalden bahsetmek istiyorum: “Sevilyana Festivali”: 500. Yıl kutlamaları için yapılan festivalin özelliği; herkesin 17. yüzyılda nasıl yaşanıyor ise o şekilde giyiniyor, yaşam tarzı öyleymiş gibi davranıyor.

İspanya’nın en büyük bira üreticisi ve İspanyol Milli Takımının resmi sponsoru olan “Cruz Campo” Endülüs Bölgesi’nde çok meşhurdur. Pilsen, Gran Reserva ve Navidad en yaygın çeşitleridir. Bunun yanı sıra alkolsüz çeşitleri de bulunmaktadır. Sağdaki fotoğrafta sınırlı sayıda üretilen “Pilsen”i denemenizi tavsiye ederim. Etiketinde gördüğünüz gülümseyen Gambrinus biranın simgesi ve yaratıcısı olarak biliniyor.
Bu gezimde La Algaba Bölgesi’nde konumlanan, üç yıldızlı Hotel Torre De Los Guzmanes’de iki gece konakladım. Otel şehir merkezine biraz uzak konumlanmış olmasına rağmen merkeze transfer imkanı sunmaları güzeldi. Guadalquivir Nehri’nin kıyısında bulunan Otelin etrafı limon ve portakal ağaçları ile çevrili. Ayrıca açık yüzme havuzu, havuz başı barbekü imkanı ve havuz bar ile gezimize ayrı bir keyif kattı. Yoğun bir tempo ile sürdürdüğümüz gezimizde doğa içinde, havuz eşliğinde huzurlu vakit geçirdik ve temiz odalarda dinlendik. Tur firması burayı ayarladığı için ben burada konakladım. Ancak dilerseniz siz http://www.booking.com aracılığı ile şehir merkezinde uygun fiyatlı bir otel bulabilirsiniz. Benim konakladığım oteli incelemek isterseniz web sitesi: http://www.hoteltorredelosguzmanes.com/
Yapmadan Dönme: Santa Cruz Mahallesi’ne mutlaka gitmeli ve dar sokaklarında dolaşmalısınız. İspanyol Meydanı’nı görmeli ve bol bol fotoğraf çekmelisiniz. Gezmekten yorulduysanız Maria Luisa Parkı’nda dinlenmelisiniz. Şehri kuş bakışı seyretmek ve fotoğraflamak isterseniz Giralda Kulesi’ne çıkmalısınız. Çocukları ile seyahat eden ailelerin gezi planına Isla Magica’yı da almalarını öneririm. Flamenkonun başkentinde mutlaka bir dans gösterisi seyretmelisiniz.
Geri bildirim: SEVİLLA — EAT TRAVEL LAUGH | tabletkitabesi