
Sevilla’dan güneybatıya doğru yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun ardından Ronda’ya ulaştık. Ronda şehri Malaga eyaletine bağlı olduğundan yolculuk esnasında Malaga’dan da geçtik. Romalılar döneminde kurulan şehir, çevresi 360 derece sıra dağlarla çevrili bir vadide yer alıyor. Ronda adının da “çevrelenmiş” anlamına gelen “Rotunda” kelimesinden geldiği söyleniyor. Şehrin ortasından Rio de Leche (Süt Nehri) isimli bir nehir geçiyor. Nehir kalkerli olduğu için suyun renginin beyaza yakın olmasından dolayı bu isim verilmiş.

Ronda, 8.-15. Yüzyıl arasında kanyonun karşı kıyısında yaşamış olan Emeviler’in kurduğu ilk şehirlerdendir. Aynı zamanda, Emeviler’in yarım adadan çekilirken İspanyollara en son teslim ettikleri kale olma özelliğine de sahiptir. Bunun bir sonucu olarak yapılarda hem İslam hem de Hristiyan dinlerinin etkilerini görebilirsiniz.
Tarihi yapıların iyi korunmuş olmasından dolayı tüm Endülüs Bölgesi’nde Arap etkisini hissedeceksiniz. Ronda, kireç taşından dik bir yarığın iki tarafında; büyük bir kayalığın üzerinde kurulmuş ve dünyanın en eski boğa güreşi arenasının bulunduğu tipik bir beyaz Endülüs köyüdür.
850 metrelik kanyon üzerine kurulan bu yerleşim, aynı zamanda ilk boğa güreşlerinin yapıldığı yer olma özelliğine sahiptir.
Ronda, eski ve yeni şehir olarak ikiye bölünmüştür.
La Cuidad (Eski Şehir): Ronda’ya girişten Boğa Güreşi Arenası’na(Real Maestranza de Caballeria) kadar olan kısım şehrin tarihi kısmıdır.
El Mercadillo (Yeni Şehir): Arena’dan başlayıp devam eden, beyaz boyalı evlerin olduğu şehrin modern kısmıdır.
Ronda oldukça küçük bir şehir olduğundan tüm şehir yürüyerek gezilebilir. Aşağıda bilgilerini paylaştığım yerleri geçerek gezdiğinizde, önemli yerleri de dahil olmak üzere, tüm şehri gezmiş olursunuz.

El Tajo Kanyonu: Şehrin eski ve yeni kısmını bölen adeta büyüleyici manzaralara sahip 850 metrelik kanyon.

Calle la Bola (Carrera Espinel): Şehirde alışveriş ve yürüyüş yapabileceğiniz ana caddedir. En büyük alışveriş caddesi olarak bilinen bu cadde üzerinde pek çok mağaza ve dükkan bulunuyor. Alışveriş yapmak isteyenler Ronda’nın meşhur ürünleri ve magnetlerini buradan temin edebilirler. Ronda peynirleri, deri ve deri ile yapılan eşyalar ve zeytinyağları ile meşhurdur. Zira Endülüs kahvaltısının olmazsa olmazı; rendelenmiş domatesin üzerine zeytinyağı dökmektir. Gerçek ve kaliteli deri almak isteyenler derisi ile ünlü Ronda’dan uygun fiyatlı çanta vb. ürünler alabilirler.

Ayrıca tüm Endülüs’te meşhur olan şeker ya da bala, soyulmuş ve kavrulmuş badem ilave edilerek hazırlanan “Turron” isimli tipik İspanyol tatlısını da buradan uygun fiyata alabilirsiniz.

Calle la Bola üzerinde “MiSaCo” isimli bir mağaza var; anlamı “benim çantam” çanta ve valiz almayı düşünenler buradan uygun fiyata alabilirler.


Real Maestranza de Caballeria (Boğa Güreşi Arenası): İspanya’nın ilk arenası olan bu yapı Plaza de Toros (Boğa Güreşi Meydanı) da yer almaktadır. İlk boğa güreşlerinin yapıldığı yaklaşık 5000 seyirci kapasiteli arena, tamamen taştan yapılmıştır. Giriş ücreti 6,5 Euro.
Alameda Park: Kanyon’u seyredeceğiniz gözlem teraslarına giderken içinden geçilen yeşilliklerle bezeli parktır. Aynı zamanda Park’ın içinde; Pedro Romero Martínez’in heykeli ve Japon ressam Miki Haruta’nın mezarı vardır.

Pedro Romero Martínez Heykeli: Babası ve iki kardeşi gibi toreros (boğa avcısı), bizim deyimimizle matadordur. Ünlü matador, 1754-1839 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen heykelin üzerindeki 1754-1954 yazısı dikkatinizi çekecektir. Bunun sebebi ünlü matadorun bir nevi ölümsüz olduğunu, kurallarının yıllar boyu aktarıldığını göstermektir. Pedro Romero, Plaza de Toros’da o kadar çok boğa güreşine çıkmıştır ki Meydan ünlü matadorun adı ile özdeşleşmiştir.

Glorieta Miki Haruta Pintor: Ronda’ya gelmiş ve şehirden çok etkilenip buraya yerleşmiş olan Japon resam. Ronda’yı anlatan pek çok resim yapmış olan ressamın mezarı Alameda Park’ın içine yapılmış.

Manzara Terasları: Alameda Park’ın bitiminde yaklaşık 850 metre yukarıdan harika manzaralar seyredip, güzel fotoğraflar çekebileceğiniz pek çok teras bulunuyor.

El Balcon del Cono (Gözlem Terası): İspanyolca adının dilimize tam çevirisi olmayan ve en bilinen gözlem terasıdır. Özelliği ise Puente Nuevo Köprüsü, El Tajo Kanyon’u ve civardaki vadilerin manzarasına en hakim yer olmasıdır. Hava açık olduğunda ve en tepeden bakıldığında Cebelitarık’a kadar görebilirsiniz.
Birçok teras var bu terası diğer teraslardan nasıl ayırt ederim derseniz; çok kolay. Şöyle ki tepede konumlanan bu terasta çardak benzeri bir yapı var. Benim gittiğim saatlerde aşağıda fotoğrafını gördüğünüz beyaz elbiseli arp çalıp şarkı söyleyen bir bayan vardı. Arp melodileri eşliğinde manzarayı seyretmek adeta büyüleyiciydi. O büyüleyici anın videosunu instagram hesabımdan (eatravellaugh) seyredebilirsiniz.


Uçurumun kenarındaki beyaz evler, Kanyon ve tarihi şehir manzarası gerçekten çok etkileyiciydi.

Cuenca Bahçeleri (Jardines de Cuenca): Ronda’nın kardeş şehri Cuenca’ya ithaf edilmiş bahçeler, Tajo Kanyonu’nda teraslardaki bitkilerin tümünü ifade ediyor. Bu çiçekli süslemeler Kanyon’un manzarasını daha da güzel kılıyor.

Puente Nuevo (Yeni Köprü): Ronda şehrinin simgesi olan meşhur Köprü, mimar Jose Martin de Aldehuela tarafından yapılmıştır. El Tajo Kanyonu boyunca uzanan Köprü, şehrin eski ve yeni kısmını birbirine bağlar. Bu ihtişamlı Köprü’nün yapımı 1542 yılında başlamış ve 200 yıl sürmüştür.
Calle Nueva: Köprü’nün yakınında bu dar sokakta öğle veya akşam yemeği için tercih edebileceğiniz birçok restoran bulunuyor. Ben bu restoranlardan “Pizzeria Il Forno a Legna”yı tercih ettim. Hızlı servisi, güler yüzlü çalışanları ve lezzetli pizzalarından oldukça memnun kaldım.

Casa Del Rey Moro (Palace of the Moorish King and the Water Mine): Adının anlamı “Mağribi Kral’ın Evi” olmasına rağmen burada hiçbir Arap Hükümdarı yaşamamış. 18. Yüzyıl’da yapılan bu evin yanındaki merdivenlerden El Tajo kanyonuna inebilirsiniz. Şehre su taşıyabilmek için kayalıklara oyulmuş yaklaşık 230 basamaklı merdiven, dibindeki küçük ev ve bahçelerden oluşan bu kompleksin aynı zamanda harika bir Kanyon manzarası da var. Giriş ücreti 4 Euro.
Palacio de Mondragon (Mondragon Sarayı): Günümüzde Müze olarak kullanılan Saray, 1314’de Kral Ebu Malik tarafından yaptırılmış. Bir dönem Kraliçe I. Isabelle ve Kral Ferdinand tarafından da kullanılmış. Saray’ın bahçesi, çeşmeleri, mezar taşları ve pek çok tarihi kalıntı görülmeye değer. Saraya giriş ücreti ise 3 Euro.

Plaza del Socorro (Socorro Meydanı): Ortasında Herkül Heykeli ve çeşmesi bulunan Meydan’da ve Meydan’ın çevresindeki sokaklarda çok sayıda kafe ve restoran bulunuyor.

Blas Infante: Endülüs milliyetçiliğinin babası olarak bilinen ve günümüzde bir kahraman olarak anılan Infate’nin tam adı Blas Infante Pérez de Vargas’dır. Soldaki fotoğrafta gördüğünüz heykeli Socorro Meydanı’ndadır.

Santa Maria La Mayor Kilisesi: Sorocco Meydanı’nın yakınındaki Plaza Duquesa de Parcent (Duquesa de Parcent Meydanı) isimli sevimli Meydan’da konumlanan Kilise, cami olarak inşa edilmiş, sonradan kiliseye dönüştürülmüştür.
Banos Arabes de Ronda (Arap Hamamı): İspanya’da en iyi korunmuş hamamlardan biri olan bu yapı, eski şehir surlarının dışında, San Miguel Quarter’da konumlanıyor. Giriş ücreti 3,5 Euro, ancak Salı günü saat 15.00’den sonra yapılan girişler ücretsiz.
Saqiya Kulesi: Arap Hamamına su pompalamak için inşa edilen kuledir.

Galeria de Arte Fidelio (Fidelio Galerisi): Eski zamanlarda Emeviler’in yaşadığı mahallede pek çok sevimli sokak bulunuyor. Bu sevimli sokaklarda dolaşırken soldaki fotoğrafta gördüğünüz küçük Galeri gibi aniden karşınıza çıkan sürprizler adeta şehrin sanat ve tarihe dolu ruhunu yansıtıyor.

Viajeros Románticos (Romantik Gezginler): 18. ve 19. yüzyılda Avrupa’nın bakir alanlarını keşfe çıkan gezginlere verilen isimdir. Bu geziler sayesinde pek çok edebi eser ve sanat eseri ortaya çıkmış. Ronda ise bu gezginler için popüler bir yermiş. Romantik yolcuları temsil eden resim önünde bir de keman çalan bayan olunca ortaya çıkan görüntü de oldukça romantikti. 🙂
Ayrıca Ronda’nın tasvir edildiği ünlü “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” eserinin sahibi Ernest Hemingway de dahil olmak üzere 19 ve 20. yüzyılın pek çok şair ve yazarı da bu şehirde yaşamıştır.

Museo Lara (Lara Müzesi): Müze’de boğa güreşinde kullanılan aletler, sinema veya fotoğrafçılığa ilişkin cihazlar, saatler gibi pek çok antika obje bulunmaktadır. Bunun yanı sıra İspanyol Engizisyonu hakkında da bilgi edinebileceğiniz pek çok materyal var.

Casa Don Bosco (San Juan Bosco Evi): 20. Yüzyılın başlarında Granadinos ailesi tarafından modern bir saray tarzında yaptırılmış. Daha sonra ailenin son istekleri doğrultusunda yaşlılar, hastalar ve rahibeler için bir nevi huzurevi olması amacıyla Salesian Cemaati’ne verilmiş. Dilerseniz avlusu seramiklerle süslenmiş, Yeni Köprü manzaralı bahçeleri ve ana salonundaki cevizden yapılan mobilyalar olan bu evi gezebilirsiniz.
Puerta de Almocobar (Almocobar Kapısı): Tarihinde pek çok savaş yaşadığından oldukça korunaklı inşa edilen Ronda’nın güneydoğusundaki San Francisco Mahellesinde konumlanan eski şehir kapısıdır. Emevi döneminde inşa edilen Kapı ve surlarda Arap etkisinin yansımaları görülüyor.
Espiritu Santa Kilisesi: Almocobar Kapısı’nın yakınında bulunan Kilise, 1505 yılında Kral Ferdinand tarafından yaptırılmış. Kilise’nin Almocobar Kapısı’nın mimarisine benzemesinin sebebi ise Kilise’nin zamanında eski kent surlarının bir parçası olarak inşa edilmiş olmasıdır. Giriş ücreti 1 Euro.
Şarap Tadımı: Ronda, İspanya’nın en önemli bağcılık ve şarap üretimi merkezlerinden de biridir. Eğer şarap içiyorsanız buraya gelmişken bir şarap tadımına katılmanızı tavsiye ederim.
Günübirlik gezi için ideal olan bu tarihi şehirde konaklamadan Endülüs Beyaz Köyler gezimize devam ettik. Bu sebeple konaklama tavsiyesinde bulunamayacağım. Ancak burada konaklamak için oldukça sevimli otel veya pansiyonlar olduğuna eminim. www.booking.com aracılığı ile size en uygun yeri bulabilirsiniz.
Yapmadan dönme: Malaga’ya doğru gidecekseniz mutlaka Ronda’yı görmelisiniz. Tarihi Yeni Köprü’den El Tajo Kanyonu’nun enfes manzarasını seyredip bol bol fotoğraf çekmelisiniz. Casa Del Rey Moro’da bulunan merdivenlerin sayısı çok gelmezse merdivenlerden Kanyon’a inmelisiniz. Gezmekten yorulduysanız Socorro Meydanı’ndaki kafelerden birinde kahve molası vermenizi tavsiye ederim. Benim felsefem her ülke veya şehirdeki en meşhur ürünleri mümkün olduğunca denemek olduğundan bence sizde Turron’u almasanız bile tatmalısınız. Gerçek deri kullananlar buradan hem uygun fiyatlı hem de kaliteli ürünler alabilirler. Şarap seviyorsanız tadımlara bakmayı unutmayın. 🙂
