MADRİD

İspanya’nın siyasi ve kültürel başkenti olmasının yanı sıra ülkenin en büyük şehri olma özelliğine sahiptir. Avrupa’nın en yeşil başkenti Madrid’e tur aracılığı ile gittim. İstanbul’dan Madrid’e uçak ile yaklaşık dört saat on dakika süren bir yolculuk yaptıktan sonra Madrid’in ana hava limanı olan Adolfo Suarez, Barajas Havalimanı’na indik. Türkiye’den gelişte havada müthiş manzaralar sizi bekliyor: sırasıyla İtalya, sonra Fransa Nice kıyılarının üzerinden geçeceksiniz.

Burada önemli bir bilgi vermek istiyorum: hava limanında valizinizin kaç numaradan geleceğini ekranlardan kontrol ederken, ekranlarda “İstanbul” yazısı aramayın “Estambul” şeklinde yazılıyor.:) Yılın 250 günü güneşli olan bu şehrin deniz seviyesinden yüksekliği 650 metredir. Denizden uzak olduğu için karasal iklim görülüyor. Ancak her köşeden sonra deniz karşınıza çıkacakmış hissine kapılıyorsunuz. Çünkü şehir çok güzel dizayn edilmiş ve neredeyse her cadde ve sokakta bulunan palmiyelerle de o hava pekiştirilmiş. Orijinal mimarisi ile sizi farklı bir havaya sokacak bu şehir, turistik bir yerde olmaktan ziyade kaliteli bir yerde olduğunuzu hissettiriyor. Oldukça kapsamlı metro ağı sayesinde ulaşım konusunda sıkıntı yaşamayacaksınız.

Plaza de Toros

 

 

 

 

 

El Cordobes

 

Plaza De Toros: Las Vontas Arenası’nın bulunduğu, adını Boğa Meydanı şeklinde çevirebileceğim bu Meydan’da penisilini icat eden Dr. Alexander Fleming’in heykeli ve asıl adı Manuel Benitez Pérez olan ünlü matador El Cordobes’in (Cordobalı Adam) heykeli yer alıyor. Acıkıp tapas atıştırmak veya kahve içmek isterseniz Meydan’ın karşı tarafında birkaç tane cafe bulunuyor. Ben “Taberna Al Natural”ı tercih ettim patatas bravas porsiyonu oldukça büyük ve doyurucuydu.

 

Dr. Fleming ve Matadorlar
Las Vontas Arenası

 

 

Las Vontas Arenası: 1925’te yapılan Arena, İspanya’nın en kapasiteli arenasıdır. Madrid’in ünlü Arenası’nın dış kısmında görülen at nalı ve yonca şeklindeki kemerler Emevi etkisini yansıtmaktadır. Buraya gelmişken boğa güreşi izlemek isterseniz; Arena halen aktif, boğa güreşleri yapılıyor. Pazar günleri yapılan boğa güreşi yaklaşık iki saat sürüyor.

 

 

Estadio Santiago Bernabeu (Bernabeu Stadyumu): Real Madrid C.F. takımının stadıdır. Buraya ulaşmak için metrodan “Santiago Bernabéu” durağında veya trenden “Nuevos Ministerios” durağında inmeniz gerekiyor. Stadyum, Kuzey Segovia kapısının olduğu, şehrin modern kısmında konumlanıyor. Yüze yakın giriş kapısı olan ve tüm yıl (25 Aralık ve 1 Ocak hariç) Pazartesi-Cumartesi günleri arası saat 10.00-19.00 arası, Pazar günleri ve resmi tatillerde ise 10.30-18.30 saatleri arasında açık olan Stad, müze olarak gezilebiliyor. Stadyum turu ve müze gezi ücreti; yetişkinler için 25 Euro, 5-14 yaş aralığındaki çocuklar için 18 Euro, beş yaşından küçük çocuklar için ise giriş ücretsiz.

Estadio Santiago Bernabeu
İlk Anayasayı Yapan Kişi

 

 

İlk Kongre Sarayı: Modern kısma geçince göreceğiniz rengarenk bina.

Paseo de la Castellana

 

 

 

 

 

 

Paseo de la Castellana (Castallana Bulvarı): Adını Plaza de Castilla’daki (Castilla Meydanı) eski bir çeşmeden almaktadır. Modern kısımda yer alır. Şehri kuzeyden güneye birleştiren, en uzun ve geniş ana caddesidir.

 

 

Picasso Kulesi: Castallana Bulvarı’nı geçince görülen Bina, Madrid’in en yüksek yapısıdır. Günümüzde iş merkezi olarak kullanılmaktadır.

 

 

Caja Madrid

Plaza de Castilla (Castilla Meydanı): Castallana Bulvarı’nın devamında yer alan Meydan’da Santiago Calatrava tarafından tasarlanan obelisk (Caja Madrid) bulunmaktadır. Kiosk Kuleleri’nin yanında konumlanan sarı düz yapı; güneş ışınını sembolize etmektedir. Obeliskin (dikili taş) yanında ise iç savaşta ölenler anısına sönmeyen ateş bulunuyor.

 

 

 

Old Town (Eski Kısım): Castallana Bulvarı’ndan güneye doğru gidince ulaşacağınız şehrin eski kısmını yürüyerek gezmenizi tavsiye ederim. Burada görülecek yerler birbirine çok yakın. Eski kısmı gezerken Arap etkisini fark edebilirsiniz.

Mujer Con Espejo

 

Mujer Con Espejo (Aynalı Kadın Heykeli): Eğitimini İspanya San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi’nde tamamlayan Kolombiyalı heykeltıraş Fernando Botero’nun Madrid’e bir hediyesi olan heykel, sanatçının popüler kültüre eleştirilerinden birini yansıtıyor. Şişman kadınları ile küresel bir sanatçı olan Botero, genellikle şişman kadın heykelleri yapması ile bilinmektedir. Botero’nun şişman kadınlarından biri olan bu heykelde, elinde ayna tutan ama diğer tarafa bakan şişman bir kadın görüyoruz.

 

 

Plaza de Colon (Kolomb Meydanı): Ulusal Kütüphane ve Ulusal Arkeoloji Müzesi’nin de bulunduğu Meydan’da Kristof Kolomb Heykeli bulunuyor. Kolomb’un batıya doğru baktığı heykelde, Kolomb’un batıya doğru giderek doğuya ulaşacağı düşüncesi yansıtılıyor.

Goya Caddesi: İsmini Francisco Goya’dan alan cadde, şehrin ana alışveriş caddelerinden biridir. Zara, H&M, Mango gibi büyük zincir mağazaların yanı sıra El Corte Inglés de vardır.

Yeri gelmişken Goya ile ilgili kısa bir bilgi vermeden geçemeyeceğim; İspanyol ressam Diego Velazquez’den etkilenen ünlü ressam ve gravür sanatçısı olan Goya, kendisinden sonra gelen Edouard Manet, Pablo Picasso ve Francis Bacon gibi ünlü ressamları etkilemiştir.

El Corte İgles: İspanya’nın tüm şehirlerinde görebileceğiniz AVM’ler zinciridir. Alışveriş yapmak isterseniz uğramanızı tavsiye ederim.

Fuente de Neptuno (Neptün Çeşmesi): Plaza de Cánovas del Castillo (Castillo Meydanı) isimli neo-klasik meydanda yer almaktadır. Çeşme üzerinde deniz tanrısı Poseidon’un heykeli bulunmaktadır. Şehrin en güzel ve görkemli çeşmelerinden biri olan bu Çeşme İspanyol heykeltıraş Juan Pascual de Mena tarafından tasarlanmıştır.

Neptün Çeşmesi

Plaza de Cánovas del Castillo (Castillo Meydanı): Prado Ulusal Müzesi ve Thyssen-Bornemisza Müzesi gibi çok sayıda ilgi çekici mekan bu Meydan’ın yakınında yer almaktadır.

Thyssen-Bornemisza Müzesi: Zengin bir iş adamı ve sanat meraklısı olan Baron Hans Heinrich Thyssen-Bornemisza’nın özel koleksiyonu olarak açılmış. Günümüzde dünyaca ünlü sanatçıların eserleri sergileniyor.

Plaza de Cibeles (Kibele Meydanı): Kibele Çeşmesi ve Kibele Sarayı bu Meydan’da bulunuyor. Metro ile ulaşım için “Banco de España” durağında inmelisiniz.

Kibele Çeşmesi

Palacio de Cibeles/Palacio de Comunicaciones (Kibele Sarayı): Madrid’in simgelerinden bir diğeridir. İspanyol Posta Teşkilatının Merkez binası olan Saray’a giriş ücretsizdir. 1919’da yapılan Antonio Palacios ve Joaquin Otamendi tarafından tasarlanmıştır.

Fuente de la Cibeles (Kibele Çeşmesi): Adını bereket ve verimlilik tanrısı Kibele’den alan Çeşme, Madrid’in sembollerinden biridir.

Museo del Prado (Prado Müzesi): Dünyanın en ünlü ve görkemli sanat galerilerinden biridir. Üç girişi bulunan bu Müze’de barok dönem ressamlarından Diego Velázquez’in “Las Meninas” ve “Bacchaus’un Zaferi”, asıl adı Doménikos Theotokópoulos olan maniyerist ressam El Greco’nun kendi cenazesini betimlediği “Çobanların Tapınması”, barok tarzın önde gelen isimlerinden Peter Paul Rubens’in son yapıtlarından olan “Üç Güzeller”, romantizm akımının ve modern sanatın öncülerinden İspanyol ressam Goya’nın pek çok eseri, asıl adı Giovanni da Fiesole olan erken rönesans dönemi İtalyan ressamı Fra Angelico’nun “Meryem’e Müjde”, ışık ve gölge etkisinin kullanımı ile dikkat çeken “Aziz Filipus’un Şehit Edilişi” gibi pek çok sanatçının önemli eserleri yer alıyor. Sanatseverler bu Müze’yi mutlaka ziyaret etmeli diyebilirim. Müze sadece pazartesi günleri kapalı. Diğer günler 09.00-20.00 arası ziyarete açık. Giriş ücreti 14 Euro, öğrenciler için ise 7 Euro. Metro ile “Atocha” veya “Banco de Espana” istasyonunda inerek veya 10, 14, 19, 27, 34, 37 veya 45 numaralı otobüslerden birini kullanarak ulaşım sağlayabilirsiniz.

San Huano Kilisesi: Madrid’in en eski kilisesi olan bu Kilise, Prado Müzesi’nin solunda konumlanıyor.

Museo Nacional De Antropologia (Ulusal Antropoloji Müzesi): İspanya’da antropoloji üzerine kurulan ilk müzedir. 09:30–20:00 saatleri arasında açık olan Müze’ye metro ile “Atocha” durağında inerek ulaşabilirsiniz.

Puerta de Atocha Tren İstasyonu: Antropoloji Müzesi’nin karşısında bulunan tren garının önündeki bronz heykeller dikkatinizi çekecektir. Devasa boyutta bebek kafası heykelleri Antonio López tarafından yapılmış. İspanya’da şehirler arası hızlı trenler gelişmiş olduğu için trenle seyahati de seçenekleriniz arasına alabilirsiniz.

Calle De Serrano: Çoğunlukla pahalı markaların mağazalarının bulunduğu alışveriş caddelerinden birisidir. Arkeoloji Müzesi’de bu cadde üzerinde yer alıyor.

Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia (Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Merkezi Müzesi): Adını İspanya Kraliçesi Sofia de Grecia’dan (Kral I. Juan Carlos’un eşi) alan güzel sanatlar müzesi Paseo del Prado bulvarında yer almaktadır. 20. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği dört katlı ve oldukça büyük olan Sanat Müzesi salı günleri hariç haftanın her günü 10.00-21.00 (Pazar 14.00’e kadar) saatleri arasında ziyarete açıktır. Giriş ücretleri ise yetişkinler için 8 Euro olup, çocuklar için ücretsizdir. Dilerseniz 25 Euro’ya “Paseo del Arte Card” alıp üç sanat müzesi kompleksini daha uygun fiyata gezebilirsiniz. Buraya 34 numaralı otobüsü kullanarak “Reina Sofia” durağında inerek veya metro ile “Atocha” durağında inerek ulaşabilirsiniz.

Plaza Mayor

Plaza Mayor (Ana Meydan): Belediye Binası’nın olduğu Meydan’da eskiden engizisyon mahkemeleri kuruluyormuş. Sadece yayaların girebildiği bu Meydan’da II. Felipe’nin at üzerinde heykeli var. Sabah akşam hareketli olan Meydan’da bir çok cafe ve restoran bulunuyor. Uygun fiyatlı yeme ve içme imkanı bulabileceğiniz bu bölgede, dilerseniz yemek molası verebilirsiniz. Hediyelik eşya almak isterseniz de bir çok dükkan var.

Plaza Mayor
La Torre del Oro

 

 

 

 

 

 

 

Ben Plaza Mayor’de bulunan restoranlar arasında bana en değişik ilginç gelen “La Torre del Oro”yu tercih ettim. İçeride dondurulmuş boğa kafaları ve boğa güreşlerinden çekilmiş fotoğraflar yer alıyor. Herkesin bakış açısı farklı olabilir, bu sebeple görmeniz gerektiğini düşünüyorum. Boğa güreşi seyretmediyseniz içerideki fotoğraflar boğa güreşlerinde an be an yaşanabilecek vahşetleri gözler önüne seriyor diyebilirim. Ben patatas bravas ve paella yemeyi tercih ettim ve beğendim. Fiyatları makul ve Sangriası güzeldi.

Puerta de Alcala (Alcala Kapısı): Eski şehrin giriş kapısı olan bu sembolik yapı üzerinde halen top ve mermi izleri bulunuyor. Şehrin en büyük caddelerinden biri olan Alcala Caddesi’nin bitiminde bulunan Kapı’dan sonra Retiro Park başlıyor.

Puerta de Alcala

Parque de El Retiro (Retiro Parkı) : Calle de Alfonso XII. (12. Alfonso Caddesi) üzerinde yer alan, Kibele Meydanı’na da oldukça yakın olan 330 hektarlık Park, deyim yerinde ise şehrin akciğerlerini oluşturuyor. Parkın içinde anıtsal çeşmeler ve romantik havuzlar bulunuyor. Gezmekten yorulduysanız yeşillikler içinde bol oksijenli ve huzurlu Park’ta dinlenmenizi tavsiye ederim.

Nike Heykeli

 

Metropolis Binası: Sigorta şirketi olarak kullanılan bu bina, şehirdeki en ünlü binalardan birisidir. İki önemli cadde; Gran Via ve Alcala Caddesi’nin kesişme noktasında bulunuyor. Üzerinde 24 ayar altından yapılmış “Nike” (ayakları kanatlı haber tanrısı) Heykeli var.

 

 

Circulo De Bellas Artes: Metropolis binasını geçtiğinizde göreceğiniz bu kompleks içinde bir çok kültürel etkinlik bulunuyor. Sergi, sinema salonları, tiyatro, kütüphane bulunmasının yanı sıra her gün müzik, film, sahne, edebiyat, bilim, felsefe ve şiir ile ilgili çeşitli faaliyetler düzenleniyor. Terasında bir bar var. Meşhur olmasının diğer bir sebebi ise şehrin sembollerinden olan bu binanın terasından harika bir Madrid manzarası seyretme imkanı olmasıdır. Kişi başı 4 Euro ücret karşılığında terasa çıkıp güzel fotoğraflar çekebilir, manzara eşliğinde bir şeyler içebilirsiniz.

Gran Via: İspanya Meydanı ve Alcala Caddesi’ni birbirine bağlayan ve akşamları ışıkları ile göz alan bir alışveriş caddesidir. Araçlara açık bu gezi caddesinde pek çok cafe, restoran, dükkan, ünlü markaların mağazaları, tiyatro, sinema, casino bulunuyor. Sokakların neredeyse hepsi bu caddeye açılıyor diyebilirim.

Plaza del Callao (Callao Meydanı): Gran Via’nın devamında, sinemanın bulunduğu sevimli meydan.

Torre De İspanya: İspanya Kuleleri; eskiden Avrupa’daki en uzun yapı ünvanına sahipken, günümüzde otel olarak kullanılıyor.

Mercado San Miguel

 

Mercado San Miguel(San Miguel Pazarı): Pek çok çeşit tapas ve içki bulabileceğiniz, deneyebileceğiniz kapalı Pazar yeri.

San Miguel Pazarı

Burada seçtiklerinizi ayak üstü atıştırabilirsiniz.

 

 

 

Puerta Del Sol: İspanya topraklarının orta noktası olarak bilinen Meydan’ın adı “Güneş Kapısı” anlamına geliyor. Sebebi ise tüm sokakların bu noktanın çevresinden güneş ışınlarına benzer şekilde dağılmakta olmasıymış. Bu Meydan’ın bir diğer özelliği ise elektrik direkleri ile ışıklandırılan ilk meydan olmasıdır. Yıl başlarında Madrid’in en bilinen Meydanı olan bu Meydan’da insanlar 23.30 gibi toplanıyor. Burada  saplarından ayrılmış 12 adet üzümü 12 saniyede ve saat tam gece 12’yi vurduğunda yediğiniz takdirde o yıl boyu tüm dileklerinizin gerçekleşeceğine inanılıyor.

0 Km Noktası

 

0 Km Noktası: Puerta Del Sol’de, III. Carlos Heykeli’nin karşısında yer alan bu noktaya ayağınızı koyup bir tur dönerseniz Madrid’e tekrar geleceksiniz şeklinde bir inanış var.

La estatua del Oso y el Madroño (Ayı ve Madroño Heykeli): Bronzdan yapılan bu Heykel’de çilek ağacına tırmanan bir ayı görüyoruz. Madrid’in sembolünün ayı olmasının yanı sıra bu heykel Madrid’in savaş silahlarını temsil ediyormuş.

 

IV. Philip Anıtı 

Plaza de Oriente(Doğu Meydanı): Merkezinde IV. Philip Anıtı’nın yer aldığı tarihi Meydan; Kraliyet Sarayı, Teatro Real (Ulusal Tiyatro) ve Kraliyet Manastırı ile çevrelenmiştir.

Plaza de Oriente

 Palacio Real De Madrid (Madrid Kraliyet Sarayı): Kraliyet ailesinin günlük olarak kullanmadığı, davetler, törenler ve toplantılar için kullandığı resmi sarayıdır. Kraliyet ailesi güvenlik açısından ve şatafat sevmediğinden şehrin biraz dışında yer alan Zerzuela’da bir villada yaşıyor. Kraliyet ailesi halk gibi yaşıyor hatta Kraliçe eski bir TV spikeridir. Zira bu tutumlarından dolayı olacak ki halk tarafından da seviliyorlar. 18. yüzyıldan kalma 2700 odalı Saray’ın içinde her odanın ayrı bir havası ve dekoru var. Duvarlara yapılmış porselen motifleri ve el işçilikleri çok şık duruyor. Saray’a giriş ücreti 15 Euro, öğrenci,öğretmen ve 65 yaş üstü iseniz 9 Euro.

Madrid Kraliyet Sarayı
Palacio Real De Madrid

 

 

 

 

 

 

Malasana Bölgesi: Burası gençler ve özellikle hipsterların yoğunlukta olması ile biliniyor. Gece ve gündüz hareketli olan bu bölgede uygun fiyatlı pek çok cafe ve restoran bulunuyor. Malasana sokaklarında her sokakta değişik dükkanlar, farklı yapılar görerek ve deyim yerinde ise kaybolarak gezmenizi öneririm.

Catedral de la Almudena (Almudena Katedrali): Yapımı 110 sene süren Katedral’in bir diğer özelliği ise yukarıda bahsettiğim TV spikeri ile Prens Felipe’nin nikahı töreninin burada yapılmış olmasıdır. Önünde Katedral’in açılışını yapan Papa II. Jean Paul heykeli var.

Calle Serrano (Serrano Caddesi): Alcala Kapısı’ndan sonra başlayan, şehrin en lüks bölgesi olan Salamanca bölgesinde konumlanan oldukça uzun bir caddedir. Madrid’in en pahalı ve seçkin caddelerinden biri olarak geçen bu caddede lüks restoranlar, evler ve mağazalar bulunuyor. Dünyaca ünlü markalar ve lokal İspanyol markaları da cadde ve onu kesen sokaklara dağılmış haldedir.

Don Kişot Karakterleri

 

Plaza De Espana (İspanya Meydanı): Gran Via Caddesi’nin bitişinde bulunan Meydan’da ünlü İspanyol romancı, şair ve oyun yazarı de Miguel de Cervantes Saavedra’nın ve yarattığı karakterlerden Don Kişot ve yaveri Sanço Panza’nın heykelleri bulunuyor. Araştırmalara göre “Don Kişot” romanı, modern Avrupa’nın hatta dünyanın ilk romanı olan klasiklerden kabul ediliyor. Ben gittiğimde anıt restorasyon çalışmasında olduğu için maalesef yandaki fotoğrafta çeşme kısmı tam olarak görülmüyor. Buraya metronun “Plaza de Espana” durağında inerek ulaşabilirsiniz.

 

Madrid Puerta de Toledo (Toledo Kapısı): 19. yüzyılda yapılan şehir kapısının arka kısmında günümüzde AVM olarak kullanılan Kuzey Tren İstasyonu yer alıyor. Toledo Kapısı’nı geçtikten sonra kuşatma zamanı Fas’tan gelenlerin çadır kurmalarından ötürü (Moro:Fas’tan gelen) adını bu olaydan alan Campo del Moro Parkı’nı görebilirsiniz.

Puerta de Toledo

Merak edilen hususlardan biri olan Madrid’in hafta içi hafta sonu fark etmeksizin hep hareketli ve renkli gece hayatından da birkaç mekan önereceğim :).

Serrano 41: Retiro Parkı’na yürüme mesafesinde funk müzik çalan bir mekan.

New Garamond: Plaza Castilla’nın yakınındaki mekan, house ve piyasa müzikleri çalıyor.

Teatro Kapital: Beş ayrı salonda beş ayrı türde müzik yapan bu gece klübü, Atocha caddesinde yer alıyor.

Joy Eslava: Avrupa çapında tanınmış bu gece kulübü Puerta del Sol’e yürüme mesafesindedir. R & B ve piyasa müzikleri çalıyorlar.

Buraya özgü yemekler yiyebileceğiniz birkaç restorandan da bahsetmek istiyorum;

İspanya yazımda da bahsettiğim tapaslar İspanya için geleneksel lezzetlerin genel adıdır. Akdeniz esintileri taşıyan İspanyol mutfağında her şey tapas olabilir ve neyin tapas olduğu ise hem şehre hemde restorana göre farklılık gösteriyor.

Sobrino de Botin: Ernest Hemingway’in sık gelmesi ile meşhur, 1725 yılında yapılan dünyanın en eski rertoranlarından biridir. Plaza Mayor’e çok yakın, nostaljik bir mekan.

100 Montaditos: Prado Caddesi civarında, pek çok sandviç çeşidi bulunan bu mekan oldukça ekonomik. Mesela sandviçler 1 Euro, bira ve şarapları bardağı 1.5 Euro, tüm aperatifleri yaklaşık 2.5 Euro.

Arroceria La Esquina del Bernabeu: Madrid’in en iyi paellalarını yiyebileceğiniz bu mekan, Barnabeu Stadyumu’na çok yakın konumlanmış.

La Carmela: Yine paellaları lezzetli bir mekan. Bu restoran ise Puerta del Sol’e yakın bir sokakta bulunuyor.

Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Madrid’de de Michelin Yıldızlı restoranlar var; bir farkla, burada sayıları oldukça fazla olduğundan bütçeniz müsaitse denemenizi tavsiye ederim. Gitmeyi düşünenler için restoran isimlerini yazıyorum; DiverXO , Santceloni, La Terraza del Casino, Ramon Freixa Madrid, Coque, El Club Allard, DSTAgE, Kabuki, Kabuki Wellington, Álbora, La Cabra,Punto MX, Lúa, A’Barra ve Gaytán, Casa José, Chirón, Montia ve El Invernadero. Denemek isterseniz gitmeden size uygun birini seçebilirsiniz.

Bu gezimde Parla Bölgesi’nde konumlanan dört yıldızlı Hotel Laguna Park’da konakladım. Otel, Nassica Alışveriş Merkezi’ne arabayla 10 dakika, A-4 ve M-50 otoyollarına ise 10 dakikalık sürüş mesafesinde konumlanmış. Otel temiz ve konforluydu ancak  şehre biraz uzaktı. Tur firması burayı ayarladığı için ben burada konakladım. Ancak dilerseniz siz http://www.booking.com aracılığı ile şehir merkezinde uygun fiyatlı bir otel bulabilirsiniz. Benim konakladığım oteli incelemek isterseniz web sitesi:  http://www.hotellagunapark.com/

Yapmadan Dönme: Kraliyet Sarayı’nı, mümkün olduğunca çok odasını gezmenizi tavsiye ederim. Futbol severler, gideceğiniz tarihi belirlerken maç takvimini de göz önünde bulundurup, Madrid’de bulunduğunuz zamanı maç olan bir tarihe denk getirirseniz Barnebeu Stadyumu’nda maç izlemek çok keyifli olacaktır. 🙂 Bence bir şehri en iyi gezme ve ruhunu hissetme yolu turistik yerleri dolaşmaktan ziyade o şehrin yerel halkının bulunduğu yerlerde dolaşmak olduğundan, eski Madrid sokaklarında kaybolarak ve hep en sonunda Gran Via’ya çıkarak dolaşmanızı öneririm. San Miguel Pazarı’nı mutlaka gezmeli ve farklı lezzetler denemelisiniz.

MADRİD” üzerine bir yorum

Yorum bırakın